29 Ağustos 2015 Cumartesi

Üstün Başarının İzinde Amaca Yönelik Alıştırma

İ. Efe Efeoğlu

Nasıl oluyor da bazı insanlar yaptıkları işlerde üstün performans sergilerken, diğerleri sıradan bir performans ile yetiniyor. Üstün performansı, sıradan performanstan ayıran nedir? Bu soruya onlarca cevap verilebilir; ancak muhtemelen verilen cevaplar içerisinde ikisi üzerinde çoğunluğun mutabakatı kesin söz konusu olacaktır. Birincisi ‘çok çalışmak’tır ki yaygın inanış, bir kişinin bir işte çok çalışması halinde başarılı olacağıdır. Bu aslında doğru bir yaklaşımdır da. Çok çalışan başarılı olur. İkincisi ise ‘yetenektir’ ki kişi yaptığı işe yönelik doğuştan bir yeteneğe sahip ise başarılı olacaktır. Binlerce yıllık tarihsel süreçte önemli birçok konuda bakış açımız değişmiş olsa dahi, insanların üstün başarı göstermelerinde yaptıkları işe özgü doğuştan sahip oldukları yeteneğin önemli bir rol oynadığı konusundaki görüşümüz hiç değişmedi.
Bu iki kavramı, yani ‘çok çalışmak’ ve ‘yetenek’ kavramlarını üstün başarıyı tanımlamada birbirleriyle kıyasladığımızda genelde ‘yetenek’ daha çok ön plana çıkmaktadır. Çünkü etrafımıza baktığımızda (belki kendimiz de dâhil) birçok insanın çok çalışmasına rağmen üstün başarıyı/performansı yakalayamadığına şahit oluyoruz. Bu tespit, akla kaçınılmaz bir şekilde önemli bir soru getiriyor: Yaptığımız işte yeteneğimiz yoksa üstün bir başarı ortaya koymak bizim için hayal mi? Bu sorunun sizin için tam olarak cevabı nedir, bilemiyorum; ancak son dönemde yapılan bilimsel çalışmaların bu soru için bulduğu cevap kesin bir “Hayır!”dır. 
Üstün başarı, çoğu insanın sandığından çok daha fazla kişinin kendisine bağlıdır. Doğuştan geldiği öne sürülen becerilerin, insanların üstün başarı sergilemesinde tek başına yetersiz olduğu birçok çalışma ile ortaya konulmuş vaziyette. Bununla birlikte üstün başarı ile zekâ arasında da sanıldığı gibi paralel bir ilişki yok. Bazı çalışmalar, bazı insanların zekâ (IQ) düzeylerinin ortalamanın altında olmasına rağmen çalıştıkları alanda üstün başarı sergilediklerini göstermektedir. Bu noktada başka bir önemli soru ile karşı karşıyayız: Bazı insanların üstün başarı göstermelerine ve bu şekilde diğerlerinden ayrışmalarına neden olan faktör nedir? Bu sorunun cevabı birçoğumuzun hayatını değiştirecek türden. Cevap: Amaca yönelik alıştırma.
Son dönemde birçok araştırmaya konu olan ‘amaca yönelik alıştırma’ ile kastedilen her gün işte yapılan faaliyetler değildir. Burada sözü edilen, zor ve meşakkatli bir uğraştır. Çoğu insan, kimileri için ıstırap anlamına gelen bu uğraştan kaçınırken, kimileri bilinçli bir şekilde her gün kendilerini bu uğraşın içinde buluyor. İşin doğrusu üstün başarıya götüren faaliyetler basit ve eğlenceli faaliyetler olsaydı, bunları herkes yapardı. Böyle bir durumda üstün başarılıları diğerlerinden ayırmak mümkün olmazdı. ‘Amaca yönelik alıştırma’, her şeyden önce bir odaklanma ve yoğunlaşma çabasıdır. Özel bir amaç doğrultusunda performansı artırmaya yönelik bir faaliyettir. Çoğu zaman bu faaliyet bir eğitmenin nezaretinde gerçekleşir. Gerek sporda gerek sanatta ve gerek iş hayatında üstün başarıya götüren oldukça etkili bir yöntemdir. Büyük bir fiziksel ve zihinsel çabayı gerektirir. 
Geçmişten günümüze, ‘amaca yönelik alıştırma’nın üstün başarıda doğrudan etkisini ortaya koyan onlarca örnek verilebilir. Mesela Mozart… Çoğumuz Mozart’ın Allah vergisi bir yetenekle 5 yaşında besteler yaptığını, 8 yaşında piyano ve keman konserleri verdiğini ve genç yaşında yüzlerce eser ürettiğini biliriz. Ama birçoğumuz Mozart’ın babası Leopol Mozart’ın da ünlü bir besteci ve yorumcu olduğunu, müziğin çocuklara nasıl öğretilebileceği ile yakından ilgilendiğini, aynı zamanda son derece otoriter bir baba olarak oğluna besteciliği ve yorumculuğu öğretmek için onu 3 yaşında yoğun bir eğitim programına soktuğunu bilmeyiz. Sonuçta Mozart’ın çok küçük yaşlardan itibaren birlikte yaşadığı uzman bir eğitmenden yoğun bir eğitim aldığını açıkça söyleyebiliriz. Diğer bir örnek Amerikalı ünlü golf oyuncusu Tiger Woods ile ilgilidir. Woods’un babası spora çok büyük ilgi duyan, kariyerinin bir kısmını orduda geçirmiş bir eğitmendi. Woods, ikinci evliliğinden olan çocuğuydu ve doğduğunda ilk eşinden olan çocuklarını çoktan büyütmüş, kendisi de emekli olmuştu. Bu nedenle sonradan olma bir golf tutkunu olarak Woods’u çok küçük yaşta golfa başlatarak kendisine bir hedef koymuştu. Bugün Tiger Woods efsanevî bir golf oyuncusu. 
1960’lı yıllarda eğitim psikoloğu Macar Laszlo Polgar, üstün başarılı doğulamayacağını, aksine sonradan olunabileceğini iddia eder. Yaptığı araştırmalarla en başarılı kişilerin erken yaşlardan itibaren ileride başarılı olacakları alana odaklanmaya ve o alan üzerinde çalışmaya yönlendirildiklerine dair bulgular ortaya koyar. Aynı amaçla bir deney tasarlar ve bu deneyi yürütmede kendisine yardım edecek, birlikte çocuk yapacakları bir eş aradığını etrafına duyurur. Böyle bir eş bulur ve çok geçmeden Susan adında bir kız çocukları olur. Susan dört yaşına bastığında deney başlar. Deneye göre Laszlo, kızı Susan’ı başarılı bir satranç oyuncusu yapacaktır. İlerleyen yıllarda çiftin iki kızları daha olur ve onları da programa dâhil ederler. Laszlo ve eşi kendilerini kızlarına satranç öğretmeye adarlar. Kızlar evde eğitim alır, aile on bin satranç kitabının bulunduğu bir kütüphane oluşturur. Oyunların sistematik olarak kaydı tutulur. Farklı dersler de görmelerine rağmen kızların ana uğraşları satrançtır, her gün ve saatlerce. Sonuçta üç kardeş birlikte o dönemdeki olimpiyatlara ülkelerini temsilen takım olarak katılırlar. Kardeşlerin hepsi de genç yaşta satrançta ‘Büyük Usta’ unvanını elde eder. 
Nihayet amaca yönelik alıştırmanın üstün başarı ile ilişkisinin izlerine iş dünyasında da rastlamak mümkündür. Yirminci yüzyılın yöneticisi olarak gösterilen kimya mühendisliği bölümü mezunu ve bu alanda lisansüstü ve doktora eğitimini tamamlamış efsanevî yönetici Jack Welch ve Microsoft’un kurucusu Bill Gates’in de yaşamöykülerinde ‘amaca yönelik alıştırmalar’ önemli bir yer tutmaktadır. 
Buraya kadar aktardıklarımız ve verdiğimiz örnekler bizi ‘amaca yönelik alıştırma’ hususunda iki önemli sonuca götürüyor: İnsanın gerçekten ne istediğini ve neye inandığı bilmesi. Üstün başarı gösteren birisi haline gelmek için yaşamda uzun bir zaman dilimini, tamamıyla hedefinize adamış olmanız ve bunu gönülden istemeniz, buna inanmanız gerekiyor. 
Tüm bu söylenenleri tamamlar bir şekilde, “Geleceği tahmin etmenin en iyi yolu onu yaratmaktır” der Peter Drucker. Bunun için ise ihtiyacımız olan ‘amaca yönelik alıştırma’dır…
Not: Bu konuda detaylı bilgiyi Geoff Colvin’in Elma Yayınevi’nden çıkan “Yetenek Dediğin Nedir ki?” isimli kitabında bulabilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder