16 Ocak 2016 Cumartesi

Çalışanlar Arasında Arkadaşlık İlişkilerinin Önemi

Doç.Dr.İ.Efe Efeoğlu

Söz konusu mesai kavramı olduğunda çoğumuzun ilk aklına gelen, günde 8 saatten haftada 40 saatlik bir çalışma süresine sahip olduğumuzdur. Kamu çalışanları için bu hesap genellikle doğru olmakla birlikte konu özel sektör çalışanları açısından ele alındığında gerçek durum aslında bırakın 40 saati, zamanımızın, hatta yaşamımızın büyük bir kısmını iş ortamında geçirdiğimizdir. Durum böyle olunca,haliyle iş ortamını birlikte paylaştığımız iş arkadaşları ailemizden, yakın çevremizden çok daha fazla zamanı birlikte geçirdiğimiz kişiler olarak hayatımızda önemli bir unsur haline geliyor. Geçmişte büyüklerimizden duyduklarımıza, çeşitli yayınlarda okuduklarımıza bakılırsa iş ortamı “dost” elde etmenin en temel kaynaklarından birisiydi. Şirketler çalışanları için tüm aile üyelerinin de katılacağı çeşitli etkinlikler düzenler, insanlar iş arkadaşları ile birlikte ailece daha sık tatile çıkar, çalışanlar ailece çok daha fazla bir araya gelir, daha sık görüşürlerdi. Bugün ise çoğu kişi için durumun değiştiği açıklıkla söylenebilir. Bugünün rekabetçi ortamında iş hayatı hem daha zor hem de daha hareketli bir hâl aldı. Çalışanlardan beklenen aralarında daha güçlü, daha samimi ilişkiler kurmaktan ziyade daha verimli olmaları. İş ortamında, çalışanlar olarak üretkenliği  ve örgütsel performansı arttırmak adına çok daha fazla bir araya geliyoruz, fakat buna karşın iş ortamında arkadaşlarımızla çok daha az anlamlı ilişkilere sahibiz. Bu noktada lütfen bir çalışan olarak etrafınıza bakın; kaç tane “yakın” olarak tarif edebileceğiniz, güvenebileceğiniz bir iş arkadaşına sahipsiniz? İşin endişe verici tarafı bu sayı gün geçtikçe daha da azalıyor. Özetle her geçen gün artan bir oranda gittikçe yalnızlaşıyor, çok daha fazla tek başımıza çalışıyoruz.
Yaşamımızın büyük bir kısmını geçirdiğimiz iş ortamında birlikte çalıştığımız insanlarla kurduğumuz arkadaşlıkların yaşamımız, özellikle iş yaşamımız, hatta mutluluğumuz üzerindeki etkisini kesinlikle küçümsememek gerekir. Bu konu üzerine yapılmış onlarca çalışma sonuç olarak iş yeri arkadaşlığının önemini gözler önüne sermektedir. Örneğin, çalışanların, iş arkadaşları ile kurdukları sağlıklı iletişim ve aralarındaki samimiyet çalıştıkları kurumlara duydukları bağlılığı arttıran faktörler arasında ön sıralarda yer almaktadır. Konu üretkenlik açısından değerlendirildiğinde de iş arkadaşları arasındaki olumlu duygu durumun, üretkenliği ve performansı ciddi anlamda arttırdığı görülmektedir. Yine bu çalışmalar samimi arkadaşlıklar kurma fırsatı sunan iş ortamlarının, kişiler için daha tatmin edici olarak değerlendirildiğini ortaya koymaktadır. Diğer taraftan çalışanlar iş ortamında dostluk ilişkisi kurduklarında işlerinin daha eğlenceli ve daha yapmaya değer olduğunu  ifade etmektedir. Daha da önemlisi iş arkadaşları arasında gelişen dostluk, çalışanların genel yaşam mutlulukları ile de doğrudan ilgili görülmektedir. Benzer araştırmaların ortak sonuçlarında yer alan dikkat çekici nokta, çalışanların kendilerini mutlu eden faktörler arasında iş arkadaşları ile kurdukları olumlu ilişkiyi, elde ettikleri kazançtan daha ön sırada değerlendirmeleridir. Bu söyleme paralel olarak ABD’de yapılan bir araştırmanın, iş ortamında her gün gördüğümüz insanların yılda 100.000 dolar kazanmak kadar mutluluğumuzu artırma potansiyeline sahip olduğunu ortaya koyması son derece çarpıcıdır. 
Kurumda  dostluk temelli bir iş ortamı oluşturmak, o işletmenin yöneticilerine bağlıdır. Çalışanlar arasında “dostluğa bağlı ilişkiler” kurulmasına imkân veren bir kültürün oluşturulması, bunun temel değerler içerisinde yer alması ve bunu sağlamaya yönelik faaliyetlerin gerçekleştirilmesi rekabete karşı avantaj sağlamayı amaçlayan her işletmenin öncelikleri içerisinde yer almalıdır. Çünkü böyle bir işletme bir taraftan çalışanların motivasyonuna, memnuniyetine katkı sağlayacak, diğer taraftan personel devir hızını en az seviyeye indirecek, kurumda yaratıcılığı ve üretkenliği arttıracak  ve tüm söylenenler yanında nitelikli çalışanlar için aranan bir kurum olacaktır. 






















9 Ocak 2016 Cumartesi

Bir Örgütün Vatandaşı Olmak

Doç. Dr. İ.Efe Efeoğlu

Vatandaşlık, bir takım ortak kültürel unsur ve değerlerle birbirlerine bağlanan ve muayyen bir   toprak parçası üzerinde yaşayan insanların meydana getirdikleri toplu yaşama düzenine verilen isimdir. Vatandaşlık tanımında geçen “muayyen bir toprak parçası”, “ülke” olarak adlandırılır ve o ülkenin vatandaşları gönül bağı ile ülkelerine bağlılık gösterir, refahı için çabalar,fedakârlıkta bulunur. Vatandaşlık kavramından esinlenerek 1980’lerde iş dünyasında yeni bir kavram telafuz edilmeye başlandı;“Örgütsel Vatandaşlık” kavramı. Vatandaşlık tanımındaki unsurların iş hayatına uyarlanması ile ortaya çıkan bu kavrama göre bir ülkede yaşayan insanlar, o ülkenin vatandaşları olarak nasıl görev ve sorumluluklarını yerine getirmeye çalışıyor, o ülkenin gelişmesi, güçlenmesi için çaba sarf ediyorsa, bir işletmenin (ülke) çalışanları (vatandaş) da çalıştıkları işletmede görev ve sorumluluklarını en iyi şekilde yerine getirip, kendilerinden beklenenin de üzerinde  gayret göstermeli, çalıştığı işletmenin gelişmesi, güçlenmesi için çaba sarf etmelidir. Günümüzde iş yaşamındaki yoğun rekabette işletmeler başarılı olabilmek için kendilerinden beklenenin üzerinde performans sergileyen, normal iş gerekleri dışında daha fazla sorumluluk alan çalışanlara ihtiyaç duymaktadır. Bu anlamda örgütsel vatandaşlık davranışı(ÖVD) resmi iş tanımlarının çok ötesinde, çalışanlar için belirlenmiş rol gereklerini aşan, çalışanların  işletmelerine  katkı sağlamak için kendi arzuları ile, yönetimin kendilerinden beklentilerinin de ötesinde iş  davranışları sergilemelerini ifade etmektedir. Örneğin bir öğretim elemanının ders öncesi hazırlık yapması, derse vaktinde girmesi, vaktinde çıkması, alanı ile ilgili olarak araştırmalar yapması ve bunları yazması, yayınlaması bir örgütsel vatandaşlık davranışı olarak değerlendirilemez. Çünkü zaten söz konusu davranışlar öğretim elemanı olarak kendinden beklenen, yerine getirmesi gereken davranışlardır. Ancak bu öğretim elemanı görevi olmadığı halde çeşitli projelerde yer alarak, üyesi olduğu üniversitenin gelişmesi ve güçlenmesi için zaman ayırıyor, fikirler üretiyor ve çaba sarf ediyorsa örgütsel vatandaşlık davranışı sergiliyor denilebilir. Örgütsel vatandaşlık davranışı, iş hayatında çalışanların iş tatminleri,      motivasyon düzeyleri, performansları, moralleri ve çalıştıkları işletmeye bağlılıkları ile yakından ilgilidir. Çalışanların vatandaşlık davranışı arttıkça işletmedeki  iş başarı düzeyleri de  yükselir.
Ancak unutulmamalıdır ki örgütsel vatandaşlık davranışı kendiliğinden ortaya çıkan bir olgu   değildir. Yöneticiler, sergiledikleri bir takım tutum ve davranışlar ile örgütsel vatandaşlık      davranışının oluşmasını sağlayabilir ve düzeyini olumlu yönde etkileyebilirler. Çalışanların    örgütsel vatandaşlık davranışını etkileyen unsurların başında yöneticinin yarattığı güven ortamı ve yönetimde sergilediği adalet ön sıralarda yer alır. Güven, yönetici açısından çalışanı kendisine bağlayan önemli bir etkendir. Dürüstlük ve doğruluk ile birlikte güvenilirlik, çalışanlar tarafından en fazla değer verilen davranışlardan birisi olarak görülmektedir. Çalışanların yöneticilerine güvenlerinin yüksek olması durumunda örgütsel vatandaşlık davranışlarını gösterme olasılıkları da artar. Örgütsel vatandaşlık davranışını doğrudan etkileyen diğer bir unsur da yöneticilerin kararlarında, tutum ve davranışlarında adaletli olmalarıdır.Yönetimde önemli bir kavram olan adaletin olduğu yerde örgütsel vatandaşlık davranışından bahsetmek olasıdır. Çalışanların adil olmayan davranışlarla karşılaştığı ortamlarda, onlardan  örgütsel vatandaşlık davranışı beklemek sonuçsuz bir bekleyiş olacaktır.
Bir kavram olarak örgütsel vatandaşlık davranışı bugün yaklaşık 35 yaşında olmasına rağmen,      yinede işletmelerin rekabet karşısında kendilerine üstünlük sağlayabilecek herhangi bir şeye dört elle sarıldıkları bugünün aşırı rekabetçi ortamında, onlara bu üstünlüğü sağlayabilecek önemli             unsurlardan birisi olarak ele alınmalıdır.