20 Şubat 2016 Cumartesi

Dördüncü Sanayi Devriminin Eşiğinde

Doç.Dr.İ.Efe EFEOĞLU

Yakın geçmişe kadar “sanayi devrimi” çoğumuz için yaklaşık 250 yıl önce meydana gelmiş toplumsal ve ekonomik anlamda köklü değişiklikleri ifade eden bir kavramdan öte bir anlam ifade etmiyordu. Fakat bugün çok farklı bir noktada ve anlamda sanayi devrimi terimi sıkça kullanılmaya başlandı. Kimi bilimadamı yeni bir sanayi devriminin tam ortasında olduğumuzu öne sürerken diğer bir grup yeni bir sanayi devriminin henüz eşiğinde olduğumuzu dile getiriyor. Her iki grubun da öne sürdükleri öngörünün ortak noktası yeni bir sanayi devrimi ile karşı karşıya olduğumuz. Bu yeni sanayi devrimi, tüm dünyadaki mevcut sistemi yeniden düzenliyor ve insanoğluna sınırsız fırsatlar sunuyor. Sorun şu ki insanoğlu bu devrimin getirdiği değişime ve fırsatlara ne kadar hazır? Bu değişim ile nasıl başa çıkacak? Bu değişime nasıl uyum sağlayacak? 
Tarihsel süreçte sanayi odağında insanoğlu  bugüne kadar, ardından büyük bir gelişim ve değişim getiren 3 temel  devrim yaşadı. 1784’te üretimi makineleştirmek için su ve buhar gücünün kullanılmasıyla birinci sanayi devrimi gerçekleşti. Birinci sanayi devrimi ile kas gücünün yerini makineler aldı. Bundan yaklaşık yüz yıl sonra 1870lerden itibaren içten patlamalı motorlar, uçak ve hareketli resim gibi bir dizi icadın sürüklediği ikinci sanayi devrimi yaşandı. Bu devrimin merkezinde elektrik yer aldı. Elektrik gücünün üretimde kullanılmasıyla sanayide kitle üretimi gerçekleşmeye başladı. Üçüncü sanayi devrimi ise 1960ların sonlarından itibaren dijital teknolojideki gelişmeler, kişisel bilgisayarların ortaya çıkması ve internetteki gelişmelere bağlı olarak gerçekleşti. Üçüncü sanayi devrimi ile birlikte elektronik alanında ve bilgi teknolojilerinde  ortaya konan yeniliklerin de etkisiyle üretimde otomasyona geçildi. Bugün ise insanoğlu gerek ölçeği, gerek kapsamı ve gerek karmaşıklığı ile hiç deneyimlemediği türden, tüm yaşantısını değiştirecek teknolojik bir devrimin eşiğinde. Dijital devrim olarak da nitelendirebileceğimiz ve üçüncü sanayi devrimi üzerine inşa edilen dördüncü sanayi devriminin temelleri geçen yüzyılın ortalarında atıldı. Yakın geçmişe kadar birbirinden tamamen bağımsız olan fiziksel dünya, dijital dünya ve biyolojik dünya arasındaki sınırların ortadan kalkması bugün yeni bir dönem olarak değerlendirilebilir. Bu üç dünyada meydana gelen değişim ve birbirleri ile etkileşim dördüncü sanayi devriminin ruhunu oluşturuyor. Yeni devrim, kendinden kontrollü araçlar, akıllı robotlar, genetik kodlama, daha hafif fakat daha dayanıklı cisimler ve üç boyutlu yazıcıların kullanıldığı üretim süreçleri gibi alanlarda meydana gelen yeniliklerle şekilleniyor. Ancak yeni devrim bugün insanlara birçok fırsat sunmakla, iş yapış şeklini değiştirmekle birlikte ciddi tehditler de gündeme getiriyor. Dördüncü sanayi devriminin neden olduğu gelişmeler birçok sektörü kökünden etkilemeye başladı bile. Görünen o ki akıllı makineler yakın gelecekte muhasebecilerden satış elemanlarına kadar birçok kişinin işini elinden alacak. Bir tahmine göre ABD’deki mesleklerin %47’si otomasyona karşı yok olma tehlikesi ile karşı karşıya. Yine birçok bilim insanının üzerinde hem fikir olduğu popüler bir başka bir tahmine göre ise bugün ilköğretime başlayan çocukların %65’i iş hayatına atılma çağına geldiklerinde henüz bugün mevcut olmayan, yapılmayan mesleklerle uğraşacaklar. Baş döndürücü bir hızla yaşanmaya başlanan değişim, istisnasız tüm disiplinleri, sektörleri, ekonomileri önemli ölçüde etkiliyor.  Böyle bir ortamda bize düşen temelde değişime uyum sağlamaya yönelik kabiliyetler geliştirmek. Ünlü yönetim gurusu Peter Drucker bir keresinde geleceği tahmin etmenin en iyi yolunun onu yaratmak olduğunu söylemiş. Bugün ise insanoğlu öngöremediği bir geleceğin gölgesinde çaresizce evrimleşiyor. 


5 Şubat 2016 Cuma

Dinleyebilmenin Büyüsü

Doç.Dr.İ.Efe Efeoğlu

Yaşamda bir insana bağlanmanın, bir insanın ruhuna dokunabilmenin en basit ve en güçlü yolu onu dinlemektir. Belki de özellikle günümüz koşullarında birbirimize verebileceğimiz en önemli ve en değerli şey dikkatimiz, bu dikkatin en basit gösterilme şekli ise karşımızdaki kişiyi dinlemektir. Sadece dinlemek… Karşımızda bizi gerçekten dinleyen birisini bulduğumuzda, özellikle bize kendimizi iyi hissettirmesi nedeniyle farkında olmadan o kişiye doğru yönelir ve o kişinin etkisi altına gireriz. Gerçek anlamda iyi bir dinleyiciye, sürekli konuşanlara oranla insanlar daha fazla inanır. İyi bir dinleyici daha çok öğrenir ve daha fazla doğru şeyler yapar. İşin aslı dinleme becerisi hem sosyal hayatta hem de iş hayatında bizi diğerlerinden farklılaştıran önemli bir özelliktir. Çünkü birçoğumuzun yoksun olduğu bu beceri aynı zamanda sağlıklı ve etkili bir iletişimin de esasını oluşturur. İyi iletişim kurabilmek, bir taraftan insanları daha iyi anlamaya çatışmaları çözmeye yardımcı olurken, diğer taraftan ilişkileri güçlendirir. Etkin dinleme olmadan bu söylenenlerin gerçekleşmesi günlük yaşamda ciddi aksaklıklara neden olur. Çoğu insan iletişimin konuşmak olduğunu düşünür. Karşımızdakinin sözünü keseriz, ona tavsiyelerde bulunuruz, onu eleştiririz vb. Ancak göz ardı ettiğimiz önemli bir nokta, iyi ve sağlıklı bir iletişimin, ancak iyi bir dinlemeyle olabileceği hususudur. İşin doğrusu, iki kulağımız ve bir ağzımız olduğu gerçeğinden hareketle dinlemenin iletişimde birçok beceriden daha önemli bir beceri olduğunu iddia etmek pek de yanlış olmayacaktır.
Çoğu zaman işitme ve dinlemeyi birbirleriyle eşanlamlı olarak kullanırız. Ancak ikisi birbirinden çok farklı iki kavramdır. İşitmek bizim kontrolümüz dışında, istem dışı gerçekleşen bir faaliyettir. Sesin yaklaşık olarak saatte bin 238 kilometre hızla hareket ettiğini düşünürsek ki bu hız bir Boeing 747’nin hızından yüzde 33 daha yüksek bir hızı ifade eder, bazı kelimelerin kulağımıza çarpmasına mani olmanın pek de mümkün olmadığına şaşırmamak gerekir. Ancak dinlemek işitmekten farklı olarak bilinçli bir dikkati gerektirir. Dinlemenin temelinde odaklanma yatar. Dinleme sadece anlatılana değil, aynı zamanda anlatım şekline, dilin ve ses tonunun nasıl kullanıldığına, karşıdaki kişinin beden dilini nasıl kullandığına dikkat kesilmektir. Diğer bir ifadeyle sözlü ve sözsüz mesajların farkında olmakla ilgilidir. Etkin bir şekilde dinleyebilme becerimiz bu mesajları nasıl algıladığımıza ve anladığımıza bağlıdır. Gün içinde örneğine sıkça rastlayabileceğimiz bir davranışı ele alalım: Siz karşınızdakine bir şeyler anlatıyorsunuz; fakat karşınızdaki dikkatini size vermiyor. Kendinizi nasıl hissedersiniz? Kızgın, gergin, aşağılanmış? Bu tür duygular insanlar ile aramıza duvarlar örülmesine yol açar. Bu tür olumsuz duygu durumlarının önüne geçmede dinleme becerisi önemli bir rol oynar. Etkili dinlemenin önemine vakıf birisi dinleme faaliyetini gerçekleştirirken nasıl davranır? Karşımızdaki kişiye kendisini önemsediğimizi nasıl hissettirebiliriz? Bunun yolu sözlü olarak vereceğimiz tepkiler kadar sözsüz olarak vereceğimiz tepkilerden de geçiyor. Yapılan çalışmalar ışığında kurduğumuz iletişimin yüzde 85’ini sözsüz bir şekilde beden dilimiz ile gerçekleştirdiğimizi göz önünde bulundurursak, karşımızdaki kişiyi etkin bir şekilde dinlerken de beden dilimizi kullanmanın önemli bir araç olduğunu söyleyebiliriz. Göz teması kurmak, bedenimizi karşımızdaki kişinin istikametinde tutmak, çeşitli baş hareketleri ile karşımızdakini takip ettiğimizi ona hissettirmek gibi fiziksel hareketler etkin dinlemenin var olduğunu gösteren örneklerden. Bunun yanı sıra sadece fiziksel olarak o ortamda bulunmak tek başına yeterli olmuyor. Aynı zamanda psikolojik olarak da o ortamda bulunmak gerekir. Eğer aklımız ve gönlümüz o an için konuşmanın geçtiği ortamda değilse, karşımızdakini kalben de dinlemiyorsak, büyük olasılıkla konuşmacı bunu anlayacaktır. O nedenle değer verdiğimiz insanlarla önem verdiğimiz konuları konuşurken psikolojik olarak o insanı dinlemeye veya o konuyu ele almaya hazır değilsek, en doğru seçenek o görüşmeyi ertelemek olacaktır.
Karşımızdaki kişiyi etkin olarak dinlediğimizi göstermek amacıyla sözlü birtakım ifadeler kullanmak da amaca ulaşmamıza katkı sağlayacaktır; karşımızdaki kişiyi konuşmayı sürdürmesi hususunda cesaretlendirecek birkaç kelime, doğru zamanda sessiz kalma, açık uçlu sorular sorma, “Anlıyorum, öyle mi? Lütfen devam et” gibi ifadeler bu anlamda önemli bir rol üstlenir. 
Dinleme becerisi çalışanlar ve yöneticiler arasında etkili bir iş ilişkisi kurmada da önemli bir faktördür. İş dünyasından birçok başarılı liderle yapılan röportajlar ele alındığında birçoğunun, başarılarının merkezine etkin dinleme becerisini yerleştirdiğini görebilirsiniz. Bu şekilde çalışanların motivasyonu artar, anlaşmazlıklar daha yapıcı bir şekilde çözülür ve iş ortamında bir güven algısı oluşur. Etkin dinleme, sadece iş hayatında değil, özel ve sosyal hayatta da sağlıklı ilişkiler kurabilmek açısından önemli bir beceridir. O nedenle her birimiz öncelikle birbirimizi dinlemeye çalışmalıyız, bunun için çaba göstermeliyiz. Eşimizi, annemizi, babamızı, çocuklarımızı, arkadaşlarımızı, yöneticilerimizi, çalışanlarımızı, müşterilerimizi kısaca bizi seven ve sevmeyen herkesi dinlemeliyiz. Göreceksiniz ki dinlemeyi becerebilmek çok sayıda küçük mucizeler yaratacaktır, bazıları içinse bu mucizeler büyük ve anlamlı olacaktır.