31 Ocak 2015 Cumartesi

Dün, Bugün, Gelecek; Aynı Sorular, Farklı Cevaplar

İ. Efe Efeoğlu

1942’de Albert Einstein, Oxford Üniversitesi’nde ders veriyordu. Bir gün fizik dersinden ikinci sınıflara sınav yapar. Aynı gün kampüste asistanıyla yürürken asistanı birden sorar: “Dr. Einstein, sınavda sorduğunuz sorular geçen yıl aynı sınıfa sorduğunuz sorularla birebir aynı değil miydi?” 
“Evet, kesinlikle, tam olarak aynıydı” der Einstein.
Asistan, “Dr. Eisntein, nasıl olur da bunu yaparsınız, aynı soruları sorarsınız?” diye sorar.
Einstein cevap verir: “Sorular aynı; ancak cevaplar değişti.” 
Günümüz hızlı bir değişim içerisinde olmasına rağmen, 1942 ile bugünü karşılaştırdığımızda o gün için geçerli olan birçok soru bugün için de hâlâ geçerli. Fakat değişen, o sorulara verilen cevaplar. Sorular aynı, cevaplar farklı. Örneğin, ‘Bir işletme nasıl verimli ve kârlı bir şekilde faaliyet gösterebilir?’
Sanayi Devrimi’nden bugüne kadar verimlilik ve kârlılık konuları tüm işletmeler için üzerinde en fazla durulan temel konulardan olmuştur. Verimlilik en basit şekliyle, bir işi en kısa sürede en az kaynakla yapma, kârlılık ise bir işletmede gelirlerin giderlerden daha fazla olması durumu olarak ifade edilebilir. Yönetim işine ilk kez bilimsel olarak bakılmaya başlandığı 1900’lerde verimlilik ve kârlılığı artırmak için bulunan yöntem, işletmelerde insan unsurunu göz ardı ederek, uyulması gereken birtakım ilkeler öne sürmek şeklinde olmuş ve bu ilkelere uyulduğu takdirde herhangi bir işletmenin büyüklüğüne, konumuna bakılmaksızın verimli ve kârlı bir şekilde faaliyetlerini sürdüreceği varsayılmıştı. Uygulamada, o dönemin şartlarında gerçekten ortaya atılan ilkeler işletmelerde verimliliği ve kârlılığı artırmıştır. Zaman içerisinde işletmelerin ölçeklerinde meydana gelen hızlı büyüme, buna bağlı olarak ortaya çıkan yönetim sorunlarındaki artış, dönemsel krizler ile soru aynı kalmış; fakat farklı cevaplar aranmaya başlanmıştır. Daha önce insan unsuru göz ardı edilerek verimlilik ve kârlılık sorununa cevap aranırken, bu kez insan unsurunu, yani çalışanları dâhil ederek çözüm ve yöntemler aranmaya başlandı. Bu yeni arayışa, söz konusu insan olunca, sosyal bilimlerin farklı alanlarından (psikoloji, sosyoloji vb.) bilim insanları, yazarlar ve akademisyenler de dâhil olarak yeni bir bakış açısı kazandırdılar. Söz konusu yeni bakış açısı; çalışanın tatmin olması, tatmin durumunu etkileyen unsurlar, tatmin ile verimlilik arasındaki ilişkiyi anlamak, insan yeteneklerinden maksimum düzeyde yararlanabilmek gibi verimlilik ve kârlılığı artırmada insan odaklı bir yaklaşım sergilemiş ve araştırmanın merkezine insanı koymuştur. 
Bugüne gelindiğinde verimliliğin ve kârlılığın sürdürülebilirliliği ve artırılması hususundaki arayışlar hâlâ devam etmekte, bu arayışlara önemli bir etken olarak küreselleşmenin etkilerinin de dâhil olması işletmelerin işini daha da güçleştirmektedir. Günümüzde toplam kalite yönetimi, dış kaynaklardan yararlanma, küçülme, personel güçlendirme gibi işletmelerin ve yöneticilerinin başvurduğu birçok yöntem bugün için verimli ve kârlı bir işletme oluşturmada farklı birer araç olarak kullanılmaktadır. 
Hızlı değişimin yaşandığı bir dünyada bazı konularda, bazı soru ve sorunların her dönemde aynı kalacağını ön görmek mümkün. Önemli olan proaktif bir yaklaşımla bu sorulara farklı cevaplar bulabilmek ve bu cevapları hayata geçirebilmek…

24 Ocak 2015 Cumartesi

Yeni Milenyum’da Yeni Yöneticilik Anlayışı

İ. Efe Efeoğlu

Günümüzde her alanda hızlı bir değişim ve dönüşüm yer almakta. Bu değişen ortama uyum sağlamak, hatta değişimin kendisine öncülük etmek bugünün iş ortamında en önemli başarı kriterlerinden birisi olarak karşımıza çıkıyor. Her alanda görünen bu hızlı değişim, yönetim alanını da etkiliyor. Geçmişin yönetim anlayışı ile bugün başarılı olmak neredeyse imkânsız bir hâl aldı. Özellikle yeni dönemin yöneticilerinin kendilerini değiştirmeden ve dönüştürmeden rekabet karşısında başarı elde etmesi mümkün görünmüyor. O halde yöneticiler için nasıl bir değişimden bahsetmek mümkün? Bu sorunun cevabını geleneksel yönetici anlayışı ve milenyum yöneticisi anlayışı arasında bazı kriterleri göz önüne alarak bir karşılaştırma ile vermek mümkün.
Gelin, bu kriterleri ele almaya ilk olarak yöneticinin üstlendiği rol ile başlayalım: Geleneksel yöneticiler üstlendikleri yöneticilik rolünde emir verici, seçkin elit, idareci ve kontrolcü bir davranış sergilemekteyken; artık yeni dönemin yöneticileri kendileri ve ekipleri arasına mesafe koymak yerine onların yanında yer almak, bir ekip üyesi gibi hareket etmek ve hem kolaylaştırıcı hem destekleyici hem de öğretici bir rol üstlenmek zorundalar. Değişimi başlıca etki kaynağı açısından ele aldığımızda geleneksel yöneticilerin sahip oldukları pozisyona bağlı olarak iş yaptırmada resmî yetkilerini kullandıklarını görürken; biraz dikkatli bakınca yeni dönemin başarılı yöneticilerinde esas etkinin resmî yetkilerinden değil, sahip oldukları bilgiden kaynaklandığına şahit oluyoruz. Ancak burada ‘bilgi’ konusuna değinirken, kastettiğimiz bilginin sadece teknik bilgi olmadığını, kişilerarası iletişim bilgisinin de etki yaratmak açısından son derece önemli olduğunu vurgulamakta yarar var. Diğer bir açıdan baktığımızda ise kişilerarası ilişkiyi de bir kriter olarak ele almak

mümkün. Geleneksel yöneticilerde gördüğümüz kişilerarası iletişim tarzı genelde rekabetçi bir bakış açısıyla, ‘kazan-kaybet’ şeklinde ortaya çıkıyor. Yani yöneticiler astları ile kurdukları ilişkide astlarının ön plana çıkmasını, onların gelişmesini istemiyor ve genelde astlarından sadece bir şeyler elde etme gayreti içerisinde yer alıyorlar. Bugün ise yöneticiler için değişen başarı kriterlerinden birisi de yöneticilerin astları ile kurdukları işbirlikçi, yani ‘kazan-kazan’ ilişki tarzı. Bu konuya verilen önem özellikle çokuluslu şirketlerin insan kaynakları uygulamalarında da kendisini hissettiriyor. Örneğin bazı şirketler yöneticileri için koydukları performans kriterlerinde yöneticilerin kendi ekiplerinden kaç tane yönetici adayı çıkardıklarına yer veriyor ve bu konuda başarılı olan yöneticileri farklı şekillerde ödüllendiriyor. Diğer bir değişen başarı kriteri ise yöneticilerin insanlarla ilgili sahip olduğu görüş. Geleneksel yöneticiler birlikte çalıştıkları astlarını potansiyel bir problem olarak görürken, milenyum yöneticileri insanı temel kaynak olarak görüyorlar. İşin esası yöneticiyi ‘başkaları ile/veya başkaları vasıtasıyla iş yapan kişi’ olarak tanımladığımızda aslında tanımda yer alan ‘başkaları’ ile örgütsel hedeflere ulaştığını, varoluş nedeninin başkaları (çalışanlar) olduğunu bir kez daha hatırlamakta fayda var. 
Bugünün yöneticilerini başarılı yapan kriterleri artırmak mümkün; ancak iş, bir farkındalık içerisinde geçmiş ve bugün arasında analizi iyi yapabilmekte.