10 Temmuz 2015 Cuma

Farkındalık ve Vizyon

Yrd. Doç. Dr. İ. Efe Efeoğlu

Her insanın yaşamında ona yol gösteren, onu yönlendiren rehber niteliğinde bir takım düşünceler, inandığı ilkeler  vardır. Beni tanıyanlar, derslerime, bir şekilde seminerlerime ya da eğitimlerime katılanlar bilir, ilkesel olarak başarılı, üretken ve anlamlı bir yaşam için temelde iki kelimenin gücüne inanırım; “farkındalık” ve “vizyon”.
Farkındalık ile kastım özetle, kişinin kendi içine bir ayna tutup güçlü ve zayıf yönlerini objektif bir şekilde görebilmesi, kendisi ile ilgili iyi ve kötü özelliklerini dürüstçe analiz edip bunu kendisine itiraf edebilmesi, çevreye karşı duyarlı olup çevrenin kendisi için yarattığı fırsat ve tehditlerin farkında olması ve bu fırsat ve tehditlere karşı bir eylem planı geliştirmesidir. Bu amaçla insan zaman zaman bazı konularda kendisini sorgulamalıdır; Ben kimim? Beni ben yapan değerler nedir?Nasıl bir kişiliğe sahibim? Yaşamdan ne istiyorum, ne bekliyorum? Kırmızı çizgilerim neler? Diğer insanların gözünde nasıl biriyim? vb. 
Vizyon ile ifade etmeye çalıştığım ise farkındalık ile kendisini tanıyan, bilen  insanın kendisine uygun  bir gelecek hayal etmesi ve bu hayaline ulaşmak için kendisine hedefler koyarak çaba göstermesidir. Vizyon, farkındalığın ardından gelmelidir. Birey farkındalık ile kendisini keşfetsin ki ona göre vizyonunu oluşturabilsin. Ancak bu ikiliyi birbirinden bağımsız düşünemeyiz. Eğer kişi yüksek oranda bir farkındalık ile yaşamını idame ettiriyor, fakat bir vizyona sahip değilse büyük ihtimalle bu bir anlam ifade etmeyecektir. Ya da kendisinin farkında olmayan bir bireyin  kendisi için koyduğu vizyon, büyük olasılıkla gerçekleşmesi oldukça güç bir hayalden öteye geçemeyecktir. Ancak bu ikilinin, vizyon ve farkındalığın, birbirine eşlik etmesi ile kendimize ait başarılı, mutlu ve anlamlı bir yaşam sürdürebiliriz. Aksi halde toplumun büyük bir çoğunluğunda üzülerek gördüğüm gibi başkalarının hayallerini, hayatını yaşamak zorunda kalmamız kaçınılmaz bir hal alır. Vurgulamak istediğim noktanın örneklerini görebilmemiz için sadece etrafımıza bir göz atmamız yeterli sanırım; mutsuz bankacılar, mutsuz doktorlar, mutsuz mühendisler vb., mesleklerini icra etmeye çalışan onlarca mutsuz çalışan. Sonuç ? Mahküm çalışanlar, özel hayatlarında ve sosyal ilişkilerinde zorlanan bireyler… Bu durumu daha çarpıcı bir şekilde örnekleyebilirim aslında; üniversitede, işletme bölümünde  ilk ders günümü hatırlıyorum. Pırıl pırıl, heyecanlı gençler ve onlardan çok daha heyecanlı ben. İlk ders olması nedeniyle öğrencilerle sohbet esnasında farklı konuları konuşuyoruz. Bir noktada  öğrencilere, her birisine,  neden işletme bölümünü tercih ettiniz diye sorma gereği hissettim. Gelen cevap karşısında ne kadar büyük bir şaşkınlık yaşadığımı bugün bile hatırlıyorum. Altmış kişilik sınıfta sınıfın neredeyse tamamı ya annesi ya da babası istediği için o gün o sınıftaydı. Takip eden yıllarda bu soruyu  hem ilk ders gününde sormayı hem de farklı bölüm öğrencilerine sormayı alışkanlık haline getirdim. Cevaplarda çoğunlukla büyük bir değişiklik olmadığını bugün bile üzülerek görüyorum. 
Farkındalık ve vizyon sahibi birey ne istediğini bilir, yaşamda nefes almak için kendisine ait bir nedeni vardır. Farkındalık ve vizyon sahibi birey için yaşamın bir anlamı ve amacı vardır. Bu anlam ve amaç bireyi ayakta tutar, yaşama coşkusu, enerjisi verir. Farkındalık ve vizyon sahibi birey için “para kazanmak” asla bir amaç olmaz, olamaz. Para kazanmak farkındalık ve vizyon sahibi bir birey için zaten doğal bir sonuçtur. 

Ünlü ahlakçı Emil M. Cioran’ın dediği gibi kim bilir  belkide gördüğümüz herşey aslında görmediğimiz tek şeydir. 























      


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder