21 Şubat 2015 Cumartesi

Yaşam Kalitesinde Zaman Faktörü

İ. Efe Efeoğlu

Her zaman zamansızlıktan yakınırız; işleri yetiştiremediğimizde, sorumluluklarımızı yerine getiremediğimizde mazeret olarak zamanın yetmezliğinin ardına sığınırız. Günümüzde yoğun iş temposunda zamanı etkili kullanmak, sadece özel hayatta değil, iş hayatında da başarının en önemli faktörlerinden birisi olarak değerlendirilmektedir. Bu durumun farkında olan kişiler, hatta işletmeler ‘Zaman Yönetimi’ eğitimlerine önemli ölçüde ilgi göstermektedirler. Peki, ‘zaman’, gerçekten yönetilebilen bir kavram mıdır? Bu soruya verilebilecek en net cevap, kocaman bir ‘Hayır’ olacaktır.

Bazı kitaplarda zaman, havaya benzetilmektedir. Her nasıl ki havayı kontrol etmemiz pek mümkün değilse, zamanın kendisini de kontrol etmemiz mümkün değildir. Yaptığımız havanın değişik durumlarına göre tedbir almak, hareket etmek, onu yaşamaktır. Eğer hava iyiyse tadını çıkarırız, kötüyse ihtiyatlı davranırız. Zaman da böyledir; onu yönetmek yerine, onu nasıl yaşayacağımızı seçeriz. Örneğin uzak bir yere yolculuk esnasında birçok seçenek arasından ne yapacağımıza biz karar veririz (Okumak, müzik dinlemek, uyumak gibi). Zaman bizim kontrolümüz altında olan bir kavram değildir. Kontrolümüz altında olan, zamanı nasıl yaşadığımızdır, zaman içerisinde kendimizi nasıl yönettiğimizdir. Unutulmamalıdır ki yeryüzünde yaşayan yaklaşık 7,2 milyar insanın her birinin eşit olarak sahip olduğu ender kaynaklardan birisidir ‘zaman’. Peki, ya sonuçlar?

Eğer günde 24 saatimiz olduğunu göz önünde bulundurursak, bir haftada 168 saate sahip olduğumuzu söyleyebiliriz. İşte, zaman yönetimi, bir haftada yer alan bu 168 saatlik süre içerisinde yaptığımız işleri yönetme süreci olarak ele alınmalıdır. Yapılan çalışmalar gösteriyor ki ortalama bir insan ömrü yaklaşık iki yüz bin planlanabilir saatle sınırlıdır ve bir insan iş görebilme gücünün ancak yüzde 30-40’ını kullanabilmektedir. Peki,  yüzde 60-70 civarındaki iş görebilme gücü nereye gidiyor ve bu kaybın nedenleri nelerdir? Netleşmemiş hedefler, planlamada yapılan hatalar, plansızlık, önceliklere gerekli önemi verememe, sürekli erteleme, öze inememe, detaylarla fazla uğraşma…

Bugün değişen iş ortamında, işverenlerin çalışanlardan beklentilerinin çok arttığına ve değiştiğine şahit oluyoruz. Hatta bu anlamda artık iş ortamında sıkça görmeye alıştığımız bir formül de, iş hayatına kalıcı olarak yerleşmiş durumda:  ½ x 2 x 3… Bu formül nasıl yorumlanabilir? Normal şartlar altında bir işin yapılması için gerekli kişi sayısının yarısı kadar kişiyle, iki kat daha fazla iş ve üç kat daha fazla verim… Dış etkenler, beklentiler ve istekler hep artıyor. Denge hep başkalarının lehine bozuluyor. Zaman yönetimi bu dengenin biraz daha bizim tarafımıza çekilebilmesi için bir fırsat yaratıyor. Bu fırsatı yakalamamızı engelleyen bazı hususlara dikkat etmemiz gerekiyor; rutin ve gereksiz işler, hayır diyememek, gereksiz telefonlar, gündemsiz ve verimsiz toplantılar, kararsızlık, yetki verememek… 

Zaman daha iyi yönetilebilirse, yaşamak için çok daha fazla vaktimizin olacağı kesin. Zaman çalıcılarla daha iyi baş edebileceğimiz ve yaşam kalitemizin artacağı da…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder