16 Mayıs 2015 Cumartesi

İş Hayatında Duygusal Zekâ

Yrd. Doç. Dr. İ. Efe Efeoğlu


Klasik yönetim yaklaşımlarında öncelikli olarak değerlendirilen fiziksel sermaye, üretim süreçleri ve doğal kaynaklar gibi somut faktörler günümüzde yerini  insan sermayesine, insanın yaratıcılığı ve davranışları gibi soyut kavramlara bırakmıştır. Klasik yaklaşımla modern yaklaşım arasındaki ortak nokta nihai hedefin kârlılık olmasıdır. Bugün artık işletmelerin beşeri kaynağını oluşturan çalışan; örgüte duyduğu bağlılığı, yaratıcılığı, işinden duyduğu tatmin ve motivasyonu ile işletmelerin temel amacı olan kârlılıkta başarı getiren en önemli stratejik unsur olarak diğer işletme fonksiyonlarından ayrışmaktadır. Klasik yönetim anlayışında beşeri bir varlık olan insanın psikolojik yapısının temel taşı olan “duygu” göz ardı edilmiş, insana bir makine parçası gibi bakılmış, insanın iş ortamına gelirken duygularını evde bırakan ve iş’te duygularından etkilenmeyen bir varlık olduğuna inanılmıştır. Ancak tarihsel süreçte yönetim alanında yapılan çalışmalar ve meydana gelen gelişmeler insan faktörünün örgütsel performansta sanılandan çok daha fazla etkili olduğunu ortaya koymuş ve iş hayatında duygulara çok daha odaklanılmasına neden olmuştur. Bununla birlikte 1960’lı yılların sonlarında baş gösteren “bilişsel devrim”, psikoloji bilimini zekânın doğasına yöneltmiştir. Bilişsel bilimciler arasında hakim olan geleneksel görüşe göre zekâ (IQ), verilerin duygusuzca, mesafeli olarak işlenmesini içermekteydi. İnanılan görüş duyguların zekâda hiç yeri olmadığı ve yalnızca zihinsel yaşamı bulandırdığı düşüncesiydi. İlk kez 1990 yılında kullanılan “duygusal zekâ” kavramı ile duyguların hem özel yaşamda hem de iş yaşamında önemli bir gereklilik olduğu öne sürülmüştür. Yapılan birçok araştırma insan zekâsının gerçek ölçütünün IQ olmasına karşın, başarılı olmak için artık önemli olan tek şeyin bilişsel zekâ olmadığı, aynı zamanda kişilerin duygusal zekâya sahip olmasının da gereklilik haline geldiğini göstermiştir. Bireyin kendisinin ve diğerlerinin duygularını, hissettiklerini, düşündüklerini ve hareketlerini anlayabilmesi, açıklayabilmesi ve süreçleyerek yönetebilmesi olarak tanımlanabilecek duygusal zekâ, davranışlarımızı yönlendiren, kurduğumuz ilişkileri ve niteliklerini belirleyen bir olgudur. Duygusal zekâ, bireysel kontrolü içeren, kendini motive edebilme, başkalarını ve iç dünyalarını anlayabilme ve ilişkileri yönlendirebilme kabiliyetlerinin karışımıdır. Bu yönü ile duygusal zekâ bireylere değer katan beceriler sağlayarak onların ortalama bireylerden farklı, yüksek performans gösteren bireyler olmalarını sağlamaktadır. Duygusal zeka düzeyi  yüksek çalışanlar çalışma arkadaşları, üstleri ve astları tarafından daha çok kabul görmektedirler. Araştırmalara göre duygusal zekâsı yüksek olan bireyler, aile ve sosyal çevrelerinde iyi ilişkiler kurabilen, başarıyı daha kolay yakalayabilen, daha fazla üreten ve kariyerinde daha hızlı yükselebilen kişilerdir. Hem kendi hem de diğer insanların içindeki olumlu ve olumsuz duyguların farkında olan yöneticiler, gelecek için bir vizyon yaratabilir, iyimser konuşur, yeni iş yapma yolları ve yeni düşünceleri cesaretlendirir ve teşvik ederler, sorunları henüz büyümeden çözerler. Yüksek duygusal zekâya sahip çalışanların var olduğu kurumlarda, ilişkilerin ve iletişimin daha etkin hale geldiği, takım ruhunun daha kolay oluşarak performansın arttığı, daha mutlu ve huzurlu bir çalışma ortamının yaratıldığı ve tüm bunların sonucunda kâr elde edilebildiği görülmektedir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder